Nathalie Sarraute: Yönelişler (Tropismes) ve Yeni Roman

“Fakat bunun ötesinde istedikleri bir şey yoktu, hepsi buydu işte, biliyorlardı bunu, hiçbir şey beklememek ve hiçbir şey istememek gerekti, hepsi bu kadardı işte, bunun ötesinde bir şey yoktu, buydu işte ‘hayat’ denen.”[1]

Nathalie Sarraute -Nathalie Ilyanova Tcherniak- (d. 18 Temmuz 1900, Ivanovo, Rus İmparatorluğu – ö. 19 Ekim 1999, Paris, Fransa) 1900 yılının Temmuz ayında Rusya’nın Ivanovo-Veznessenk şehrinde dünyaya gözlerini açar. Bir roman kaleme alma fikri aklında ilk kez yedi yaşında belirir. Annesiyle babası o henüz iki yaşındayken ayrıldıktan altı yıl sonra annesiyle birlikte Paris’e taşınır. Babasını görmek için Rusya’ya, kimi zaman da İsviçre’ye gidip gelir. Babasının dili Rusça ve annesinin dili Fransızca arasında yolculuk yapan Sarraute, bu sayede henüz daha çocuk yaşta kelimeleri aklında evirip çevirip onlarla oynamaya başlar. Oxford’da İngilizce ve Tarih, Berlin’de Sosyoloji ve Paris’te Hukuk eğitimi görür. Ardından da Paris bürosunda avukat olur.

Sarraute, Paris’e yerleştikten sonra 20. yy. Edebiyatını, özellikle de Marcel Proust ve “bilinçakışı” tekniğiyle yazan James Joyce ve Virginia Woolf’u keşfeder. Bu yazarlar aklındaki roman fikrini değiştirir. Bu değişimi Sarraute şu şekilde ifade eder:

Dostoyevski’yi, Proust’u, Joyce’u, Virginia Woolf’u  okumuştum; bu yazarlardan bende kalan, anlattıkları öyküler, ya da gösterdikleri kişiler değil, belirli bir ham gereçti, her birinin kendine vergi olan, başka bir yazarın yapıtlarında bulunmayan özüydü.  Yazın’ın da bütün öbür sanatlar gibi kesiksiz bir akış, yeni, bilinmeyen gereçlerin sürekli bir aranışı olduğuna içten inanıyordum, şimdi yine inanıyorum; benim sarsılmaz kuramımdır bu.”[2]

İlk metni “Tropismes”i (Yönelişler’i) kaleme almaya başladığında yıl 1932’dir ve bu kitabı ancak 1939’da yayınlayabilir. Kitap, Jean-Paul Sartre ve Max Jacob tarafından beğeniyle karşılanır. Akabinde de 1941 yılında Yahudi karşıtı politikaların da baskısıyla barodaki işinden ayrılıp kendini edebiyata tamamen adar. Bunu takip eden yıllarda, 1948’de Jean Paul Sartre önsözüyle “Portrait d’Inconnu” (Bilinmeyen Birinin Portresi) , 1953’te Gallimard Yayınevinden “Martereau”, 1959’da takiben “Le Planétarium” (Planetaryum) 1956’da “yeni roman” denemelerinden oluşan “L’ère du soupçon” (Kuşku Çağı) ve 1963’te ona uluslararası ses getiren “Les Fruits d’Or” (Altın Meyveler) yayınlanır. Bu eseriyle “Prix international de littérature” (Uluslararası Edebiyat Ödülünü) kazanır. Bu romanların ardından tiyatroya da yönelen Sarraute, “Le Silence” (Sessizlik), “Le Mensonge” (Yalan), “Isma ou ce qui s’appelle rien” (Isma ya da hiçbir şey diye anılan), “Pour un oui ou pour un non” (Bir evet veya hayır için) gibi başarılı eserler verir.

Sarraute, bir “yeni romancı”dır. Bu akım aynı zamanda “anti-roman” ve “bakış romanı” olarak da anılır. 1940lardan itibaren önce Fransız edebiyatında, sonra da dünya edebiyatında bir değişime yol açacak bu akıma Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Claude Ollier, Robert Pinget gibi büyük isimler de dâhildir.

“Yeni roman” isminden de anlaşılabileceği gibi “yeni” bir gerçekliğe dayanır. Bu gerçeklik, klasik romanın aksine anlatımın öznesi olan insanın olaydan ve mekândan mümkün olduğunca soyutlanmasına dayanır. Hareket noktası yalnızca bakıştır ve yeni bir yaşam görüşü veya düşünsel bir söylem sunulmaz. Önemli olan, hayatı anın içinde olduğu gibi aktarmaktır. İnsanı hikâyeden soyutlaması yönünden “chosiste” yani “nesneci” tanımlanabilecek bu akım, insan bilincindeki zamana önem verir. Bu zaman, Bergson’un “belirlenemezcilik” ilkesine dayanır; insan, yaşadığı anın içinde bulunduğu nesnelerle eş konumdadır ve zaman-mekân düzleminde tüm mevcudatın ayrılmaz bir parçası olarak onun hükümdarı değildir. Zamandaki tekrarlar ve kopuşlar insanın doğası gereği olağandır. Yeni roman eserlerinde bir umut olmadığı gibi umutsuzluk da yoktur; hayat, bize bizim onu an içinde gördüğümüz bakış açısından, olduğu gibi tüm çıplak gerçekliğiyle önümüze sunulur.

Yeni romancılara göre hayat, ne “absurde” yani saçmadır ne de olmaması gerektiği gibidir. Her şey yalnızca olduğu gibidir. 20. yy.ın başlarında bilinç-akışı ile yazan Joyce’un ve Woolf’un bu akım üzerindeki etkisi yadsınamaz. Olaylarda bir düğüm olmadığı gibi bir çözüm de yoktur ve roman konuları neredeyse önemsizdir. Düşük cümlelerin düzeltilmesine gerek yoktur; çünkü hayat da mükemmel değildir. Düzelti bu anlamda bize çarpık bir gerçeklik sunar. Sık virgüllü ve tekrarlı cümlelerle aklın deviniminde bir hayatı algılama çabasından ziyade anın içinde yadsıdığımız küçük belirlenimlere dikkat çeker yazar.

“Tropisme” yani “yönelişler” bir biyoloji terimi olarak “Bitki ve hayvan gibi bazı dirimli varlıkların, türlü uyarıcı sebeplerin (ses, ısı, besin ihtiyacı) etkisi altında, bu uyarıcıların doğrusuna veya tersine yer değiştirmelerini sağlayan olaydır.”[3] Buna örnek olarak bir ayçiçeğinin güneşe veya bir bakterinin hücrelere yönelmesini gösterebiliriz; bu durumlarda bilinçli kabul edilmeyen canlı, kendi özünde var olanı gerçekleştirmek için doğal bir yönelim sergiler. Bunu insana ve yeni romana uyarlarsak insan bu noktada hareketlerinin yönelişi doğrultusunda ilerleyen bir konumdadır ve bilinciyle bilinçaltı arasında keskin bir çizgi yoktur. Bu belirlenimler romanda aynı cümle içinde yalnızca bir virgülle ayrılarak ve yoğun bir tekrarla ifade edilir:

“Onlar, onlar, onlar, onlar, hep onlardı, doymak bilmeyerek, biteviye cıvıldaşarak ve kibar.”[4]

Yirmi dört adet kısa bölümden oluşan kitapta her bölüm arasında bir sayfa boşluk bırakır Sarraute; bu, insansal bellek boşluklarına benzetilebilir.[5] Karakterler, nesnelerle eş değerdedir; fakat özellikle Alain-Robbe Grillet’nin yeni roman anlayışının aksine dışa yönelik bir anlatım tercih etmez Sarraute; karakterlerin nesneler üzerine psikolojik yansımalarından da bahseder:

Onun yanında yaşarken, nesneye boyun eğiyordu insan, onun altında ezilerek, sürünerek, kımıldayamaz bir halde, bezgin, biteviye gözetlenir halde, nesnelerin peşinden kovaladığı bir tutsak oluyordu sanki.”[6]

Bir olay örgüsünden bahsetmek neredeyse olanaksızdır; kesik kesik görüntülerle karşılaşırız kitap boyunca. Sadece bir kelime düzeyine inan tümceler, “yönelişler”in kitaptaki en somut göstergelerinden biri olabilir:

Şeyler. Objeler. Zil sesleri. İhmale gelmeyecek işler. Bekletilmemesi gereken kişiler.”[7]

Karakterler, “kapıcı”, alt komşu” gibi ifadelerle tek tipleştirilmiş ve daha büyük bir kümenin içine gömülmüşlerdir ve sorunları olan, huzursuz insanlardır. Bu insanlar için hayat, Sarraute’un kendi ifadesiyle “…boz renkli küçük, yuvarlak bir top olmaktan” ileri geçemez.[8]

Özetle, “Yönelişler” öncü olduğu akımın özelliklerini mekân-zaman, karakterler, olay örgüsü, kurgu ve biçem düzeyinde barındıran ve klasik romanın kalıplarını yıkan öncü bir eserdir. Eğer Balzac romanı gerçekliğe tutulan geniş bir aynaysa, Sarraute’un ve diğer yeni romancıların öncülüğünde yeni roman, küçük kırık ayna parçalarından yansıtır bize gerçekliği.

KAYNAKÇA:

  1. Sarraute, Nathalie, 1900-1999. İstanbul: Bilgi Yayınları, 1967
  2. 2. Maulpoix, Jean-Michel. “Nathalie Sarraute – sur le bout de la langue”. Jean Maulpoix et Cie. Web. 2002
  3. Tilbe, Ali. (2009). “Nathalie Sarraute’un Yönelişler’inde Bir ‘Yeni Roman’ Okuması”. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2009 13 (1): 25-32

[1] Sarraute, Nathalie, 1900-1999. İstanbul: Bilgi Yayınları, 1967, s.92

[2] Maulpoix, Jean-Michel. “Nathalie Sarraute – sur le bout de la langue”. Jean Maulpoix et Cie. Web. 2002

[3] Sarraute, Nathalie, 1900-1999. İstanbul: Bilgi Yayınları, 1967, s.14

[4] Ibid, s.63

[5] Tilbe, Ali. (2009). “Nathalie Sarraute’un Yönelişler’inde Bir ‘Yeni Roman’ Okuması”. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2009 13 (1): 25-32

[6]Sarraute, Nathalie, 1900-1999. İstanbul: Bilgi Yayınları, 1967, s.46

[7] Ibid.

[8] Ibid, s.64

Yayımlayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.